GÜRCÜLER-ქართველები

Ünye’de yaşayan Gürcülerin büyük çoğunluğu 1293 (1877-78) Osmanlı-Rus savaşından sonra Batum, Acare ve Macaheli ve Kobuleti’den (Çürüksu) Ünye’ye yerleşmişlerdir.

GÜRCÜLER-ქართველები
GÜRCÜLER-ქართველები Hayrettin Yavuz

Ünye’de yaşayan Gürcülerin büyük çoğunluğu 1293 (1877-78) Osmanlı-Rus savaşından sonra Batum, Acare ve Macaheli ve Kobuleti’den (Çürüksu) Ünye’ye yerleşmişlerdir. Ama Ünye’ye Gürcü muhacereti 93 Harbinden sonra eskisi kadar yoğun olmasa da ara ara yine devam etmiştir. Ünye’ye en son 1937 yılında Keda’dan 18 kişilik bir grup gelmiştir. Bunlardan ikisi Ünye’ye diğerleri Kumru ilçesine yerleşmişlerdir. Ünye’ye gelen Gürcüler sivrisinek, bataklıklar vb olumsuz koşullar nedeniyle Ünye’de çok fazla barınamamışlardır. Özellikle sıtma nedeniyle daha yükseklere yerleşmişlerdir. Macahleli Gürcüler, hicret eden Gürcüler içinde en yüksek yerlere yerleşenlerdir. Geldikleri yerdeki gibi bir iklim aramışlardır. Acareli Gürcülerse nispeten daha aşağılara, Batum’dan (Çürüksu-Kobuleti) gelenler ise sahile daha yakın yerlere yerleşmişlerdir. Zaten gelenler genelde 5 hane ile 30 hane arasında toplu olarak yerleşmişlerdir. Ünye’ye geldiklerinde Rumlar, Ermeniler ve Türkler o yörede yaşamaktadırlar. Ayşe OCAKTAN’ın ifadesiyle Ermeniler ilk geldiklerinde onları evlerinde barındırmışlardır. Büyük çoğunluğu ilk geldiklerinde Ünye’de  çadırlarda yaşamışlardır. Bölgeye ilk gelen Gürcülerin yaşadıklarını Yenikent Meliktepe Mahallesinde yaşayan şuan 97 yaşında olan Mehmet AKYÜZ’den dinleyelim.  

Ruslar Batum’a girince Kibar Ağa 30 hane ile birlikte oradan ayrılmış. Kaheberi’de bir süre kalmışlar. (Mehmet ILIK (Lomanidze) Dede Kahaberi’ye uğradıklarını söyledi). Batum’dan gemi ile Trabzon’a, Ordu’ya daha sonra Ünye’ye gelmişler. (Daha sonra gelenlerde olduğu için sanırım üç limanı da söylüyorlar. Sanırım ilk Trabzon’a oradan yaya olarak Ünye’ye gelmişler.) Koreli Hasan dedenin anlattığına göre ise 30 hane Ünye’ye gelmeden önce 6 yıl kendilerine yer aramışlar.  İlk olarak Apsimana denilen yere gelmişler.  İlk geldiklerinde Ünye’de çadırlarda kalmışlar. Daha sonra  bugünkü Ekincik köyünün arka tarafında olan Düztepe denilen yere 15 tane çadır kurmuşlar. Daha sonra Kiliskari denilen yere çadır kurmuşlar. Bölgede de Rumlar, Ermeniler ve Türkler yaşıyormuş. Rumların evleri yuvarlak ağaçlardan imiş. Onların hızarla biçilmiş evleri yokmuş. Rum papaz Pazar günü Meliktepeden 10 kişilik bir öğrenci grubuyla iner Ekincikteki kilisede (Kilisekari-kilisyan-kilise kapısı yanı) ayin yaparmış. Çocuklara da çeşitli renklere boyanmış olan haşlanmış yumurta dağıtırmış. Kibar ağa Cuma namazı için Nurettin köyüne gitmiş. Oradaki köylülerle camide tartışma çıkmış. Sen nasıl çoluk çocuğu yalnız bırakıp adamlarınla buraya namaza gelirsin diye. Bir daha ki Cuma namazına Kibarağa, Kabadirek’e (Dizdar)  gitmiş. Orada da aynı tepkiyi görünce Ekincikte şuan ki caminin olduğu yere cami yapmaya karar vermiş. 

Tabi yine aynı zamanda Müderris Mevlüt Efendi’de orada talebe okutacağı için bir medrese yapılmış. (Müderris Mevlüt Efendi Ekinciğe daha sonra gelmiştir.  Batum’dan tayini İstanbul’a çıkan Mevlüt Efendi ilerlemiş yaşının getirdiği rahatsızlıklar dolayısıyla İstanbul da kalamamış, Niksar’a giderken Şakir Ağa O’nu Ekincikte kalmaya ikna etmiştir. O zaman caminin yanına bir medrese yapılmış ve orada talebe okutmuştur. Batum ve çevresinden gelen Gürcüler ve oradaki yerli halk onu çok seviyorlarmış.

Ekincik Gürcüleri Çhutuneti ve Çikunari (ჩხუტუნეტი, ჩიქუნეთი) Kabakulak köyü Gürcüleri ise Kvabitavi’den (ქვაბითავი) gelmişlerdir.  Kıran Köyü Gürcüleri ise Çikuneti (ჩიქუნეთი) ve Mindiyeti’den (მინდიეთი) gelmişlerdir. Ünye’deki diğer Gürcüler Acareli (აჭარელი) ve Çürüksu’lu (Kobuleti-ქობულეთი) diye kendilerini tanıtırlar.

 Bölgeye gelen Gürcüler hemen kendilerine verilen yerlere evler yapmaya başlamışlar. Verilen yerler genelde ormanlık arazilerdir. “Rus hizari” dedikleri bir testereyle ağaçları kesip evler ve ekim yapabilecekleri (mamuli) bahçeler oluşturmaya başlamışlardır. Evlerini kestane ağacından yapmışlardır. Çatılarda kiremit yerine “kavari-pedevra” (ყავარი-ფედევრა) dedikleri budaksız gürgen ağacından yapılan kiremit büyüklüğünde tahtalar kullanmışlardır. (Kabakulak’ta hala bu tip çatısı bulunan ev ve ambarlar vardır.

 Evler genellikle iki oda ve bir mutfaktan oluşacak şekilde yapmışlardır. Daha çok alt kat mutfak olarak kullanılmıştır. Evlerin yanında mısır ve elde edilen mahsulatın kış boyunca korunduğu ambar (nalya-ნალია) yapmışlardır. Bugün hala bu ambarlar yapılmaktadır. Son yıllarda da beton karışımı kullanılmaktadır.  Dört yada altı tane direk üstüne oturtulan ambar kendi içinde odalara ayrılır. Kışın havalana bilmesi için de bir tarafı genellikle delikli yapılır. Direklerden fare çıkmasın diye direklerin başına yuvarlak teker biçiminde tahtalar konur. Yine mısır saplarının (çala-ჩალა) kona bilmesi için samanlıklar yapmışlardır.  Acareli (აჭარელი) Gürcüler evlerini ahşap ve taş karışımı yapmışlardır.

Evlerinin önünde mutlaka “havli-mamuli” (ჰავლი-მამული) denilen mısır, fasulye, patates, lahana, pazı, patlıcan, kabak, biber, yeşil soğan,  vb. ürünlerin dikimi ve ekimini yaptıkları bahçeleri vardır. Meyve yetiştirmek Gürcülerde çok önemlidir. Ben bile çocukluğumdan hatırlıyorum dedem bir çok meyve ağacı aşılamıştır. Şuan bile bahçelerimizde bir çok meyve çeşidi vardır. Gürcüler kışın da ambarlarda çok çeşit meyveleri ve kuruyemişleri çeşitli saklama şekilleriyle saklarlar. Uzun kış gecelerinde bir araya gelerek çeşitli oyunlar oynar, yer içerler.

 Değirmenlerde veya evlerde kveri (çörek) yapılır. Kveri (კვერი) mısır unundan ve buğday unundan yapılabilir. Yapılışı ise şöyledir. Ocağın içinden köz (odunun yanması ile kalan köz)  bir tarafa çekilir. Altına şkeri (bir çeşit yaprak – შკერი) konur. Üzerine kveri için yoğrulan hamur yerleştirilir ve el ile düzeltilir. Daha sonra yine üstüne yaprak örtülür ve üzeri közlerle kapatılır. Bileki taşında ( ketsi – კეცი) ekmek pişirilmesini hacapurinin tarifinde yazdım.

 Göçten hemen sonra ormanları açarak kendilerine bahçe yapmışlardır. İlk geldiklerinde mısır yetiştirmişlerdir. Fındığın tanınmasından sonra hızlı bir şekilde fındık dikimine başlamışlardır. Ünye’de fındığın yayılmasında Gürcülerin payı büyüktür. Mısır ektikleri yerlere artık fındık[1] dikmeye başladılar. Ama mısır ekimi için her zaman havlileri (mamuli-მამაული) vardır. Son zamanlarda yaşlıların köylerde kalmasıyla mısırlıklar da azalmakta ve fındık bahçesine dönüştürülmektedir.

Yine eskiden domuz avına çıkılırmış. Bu iş için sayvanlar (satsavi – საცავი) yapılırmış. Bu konuda detaylı bilgiyi de dedemden dinlemiştim. Sayvanlarda domuz bekleyen Gürcüler sabahlara kadar bağrışır, silah atar ve teneke çalarlarmış. Domuz bekleme işi çok mühimmiş çünkü domuz (ğori-ღორი) mısır tarlasına girdi mi mısır ve diğer ürünleri yemekle kalmıyor tarlanın içinde birde yuvarlanıyormuş. Aynı zamanda onun gezdiği yerlerdeki ürünleri de hayvanlar yemiyormuş. Tabi ana yiyecek maddeleri olan mısırın heba olmaması için sayvan beklemek ayarıca öneme haiz bir işmiş.

 Tarım aletlerini Gürcüler kendileri yaparlardı. Dedemin amcası da iyi bir demirci ustasıydı. Bölgedeki bir çok kişinin hatta tamamının demir ile ilgili aletlerini yapardı. Yine eskiden keten yetiştirilirmiş. İpek böceği beslenirmiş. Tahta kürek, turşu varilleri, ekmek yoğurma tekneleri gibi bir çok şey yapılırmış. Bazıları Ekincik köyünde hala yapılmaktadır.

Sofralarının ana yemeğini lahana ile yapılan yemekler oluşturur. Mısır ekmeği sofranın vazgeçilmezidir. Bunlardan bazıları ise şunlardır; lobyo phali, kakalyani phali (şralphalay), tzetzkilyani phali, koraveli phali, phalis tolma, porçvi, tzurvilyani prasa, carhala, şekazmuli, carhala, prasa,  kesmapiya, dzipyay, malahto, motrevlay, haçapuri (katmeri), mısırdan yapılan yemekler, hayvan ürünlerinden yapılan yiyecekler … Ekmekler “ketsi” denen taştan oyulmuş bir kabın içinde pişirilirmiş. Hatta düğünlerde düğün sahibi tüm köylüye un verir gelirken ketsi (ekmek) yapıp getirmelerini söylermiş.

 Fındık ağacından sepet yapılırdı. Dedem de iyi bir sepet örücüsüydü. Sepet yapmak için özel yetiştirdiği ağaçları vardı. Eskiden bir çok hayvan beslenir ve bunlardan da bir çok hayvansal ürün elde edilirdi. Kadınlar yünden çeşitli şeyler örerlerdi. Bunlar çorap, kazak, eldiven, belbağı, (çarbaği – ჩარბაღი) gibi kullanılacak elbise vs idi. Kış yaklaşırken yine sütlü mısır (çkintli-ჭყინტლი) fırınlanır. (Bu mısır beyaz mısırdır) Fırında pişirilen bu mısırlar güneşte kurutulur ve kuruduktan sonra değirmende öğütülür. Bu mısırdan kış için çorbaluği (tzetzkilay-naletzay – წეწკილაი, ნალეწაი) yani yarma mısır öğütülür. Ayrıca hamsi, tavuk eti (bütün bir tavuk), et,  yazdan kış için kurutulur. Etler fındık çubuğundan yapılan kaburga kemiği gibi çubuklara (çiti-ჩითი) geçirilir, ki bu et önceden küçük çörekler (ki bu çörekler şekazmuli -çeşitli baharatlar katarak- olarak da hazırlanabilir) büyüklüğünde hazırlanır ve çitiye takılır. Yada temiz tülbende de konulabilir. Hazırlanan bu çitiler ocağın başına asılır ve ocağın ısısı ile kurur ve pişerler. Kışın istenilen bir zamanda yenilir.  Ayrıca yazdan kış için kavurma hazırlanır ve küplere basılarak kışın yemek için ambarlara konulur.

 Yine kış için sütlü mısır haşlanır. Buna “amomduğruli simindi” (ამომდუღრული სიმიდი) denir. Haşlanan mısırlar güneşte kurutulur. İstenirse haşlandıktan sonra ufalanıp taneli halde kurutulur.  Bu mısırda  değirmende öğütülür. Amomduğruli simindinin unu lahana dolması ve yemeklerinde ayrıca mısır ekmeği yapımında kullanılır. Ayrıca tanesiz (umartsvalo lobyo, უმარცვალო ლობიო) fasulye iplere dizilerek ambara asılır. (ashmuli lobyo, ასხმული ლობიო) Kışın ister kavrularak isterse  cevizli fasulye (malahto – მალახთო) yemeği yapımında kullanılır.  Bunların dışında yine kış için bir çok şey kurutulur ve ambara asılır.    

Kış yaklaştığında kış işin odun hazırlığı yapılır. Odunu hazır olan köylü komşularını çağırır ve imece (nadi-ნადი) yaparak bir iki günde kışlık odununu çeker. Bu günde hala Ekincikte imece usulü ile köylüler birbirlerine yardımlaşmaktadırlar. Yine sonbahar da mısır soyma imecesi (halen devam etmektedir), fındık bahçeden harmana gelince fındık ayıklama imecesi yapılırmış.(Fındık patozları çıktıktan sonra fındık imecesi yapılmamaktadır.) Ayrıcı lahana ve fasulye dikme imecesi, kendir (haşhaş) soyma imecesi, mısır biçme imecesi de yapılmakta imiş.. Bu imecelerde patates haşlanır pekmez ile yenilir. Çok çeşitli hikayeler, türküler ve maniler anlatılır. İleri ki sayfalarda tespit edebildiğim hikaye, şarkı, bilmece v.s. göreceğiz. Gürcüler çok neşeli insanlar oldukları için iş yaparken de naralar atarlar.  Beş altı Gürcü bir araya gelip konuşmaya başlasa yabancı biri onları uzaktan kavga ediyor zanneder.

 Gürcüler, kışın çok kar yağdığı için yapılacak işlerin sınırla olması ve önceleri şehre ulaşmanın güç olması nedeniyle yazdan kış hazırlıklarına başlarlardı.

 Bazı aileler baharın girmesiyle yaylalara çıkarlar. Bu eskisi kadar olmasa da hala devam etmektedir. Bu ailelerde kışa doğru köylere geri dönerler.

Yazın, kış için yeşil fasulye fırınlanır. Yine biber, patlıcan, vb sebzeler kurutulur. Kış için kiraz, tahnal, fasulye, patlıcan, lahana, pazı, pırasa, dolma biber, melevcan turşuları yapılır. Yine kış için elma armut kurusu yapılır. Yaz ayında toplanan elma, armut, ayva vb meyveler kış için toprağa gömülür veya ambara depolanır ve kışın arzu edilen zamanda  çıkarılarak yenilir. Yine elma, armut, erik fırınlanır ve hoşaflık olarak kışa hazırlanır.  Zaten her evin bir ambarı (nalya) olur. Ambarlarda ceviz, fındık, elma, armut, ayva, mısır, fasulye, biber çeşitlerinin kuruları,  patates ve kabak gibi kışlık yiyecekler depolanır. Yine meyvelerden elmanın, armudun, eriğin pekmezleri yapılır. Köylerde çokelegi (çökelek), kuruti (ყურუთი), denen  peynirler yapılır.  Hayvanlar için mısırların dalları “cuğuli” (ჯუღული) denen üçgen şekiller halinde dizilir. Kış için hayvanları yulaf ve ot kurutulur ve cuğul yapılır veya samanlığa depo edilir. Bunlar köylerde hala yapılmaktadır. Mısırdan kış için yapılan hazırlıklardan önceki sayfada bilgi vermiştik.

Kışın genellikle Gürcü kadınlar el işi dantel, oya vb şeyleri yaparlar. Evlerde toplanırlar yazdan hazırladıkları şeyleri yiyerek güzel gün ve geceler geçirirlerdi. Erkekler ise karatavuk, kuş, tavşan vb. canlıların avına çıkarlardı.

Yukarıda saydığımız şeyler modern hayatın köylere de girmesiyle yavaş yavaş yok olmaya başladı. Zaten şimdiki insanların eskilere oranla daha kısa yaşaması sanırım beslendiğimiz ürünlerin hep suni ürenler olmasındandır.

Gürcüler inatçıdırlar. Bir şeyi yapmaya karar verdilerse o konuda inadını kimse kolay kolay kıramaz. Buna örnek verecek olursak; bir Gürcü kızı, ailesinin istemediği birine kaçarsa, ailesi onunla konuşmaz. Özellikle anne ve babası ölene dek konuşmaz. Bunun örnekleri hala günümüzde de vardır. Ama 1990’dan önce daha çok olurdu bu tür şeyler. Şimdilerde ise yavaş yavaş azalmaktadır. Bazı tipik Gürcüler vardır ki onlar köyde herkes bilir. Onlar bir şey anlatsalar konuyu abartarak anlatırlar. Dindar olmayan Gürcülerde bu genelde vardır. Gürcülerde tarikat vb. tasavvufi yapılar yoktur. Bunu yaşlılara (Gürcüstan’da herhangi bir tarikat vb. bir şeye mensubiyetlerinin olup olmadığını) ısrarla sormama rağmen tatmin edici bir cevap alamadım. Dede’mde bir imam olmasına rağmen dedesinin ve babasının tarikatı hakkında bir bilgi vermedi. Ama kendisi tarikat ehli bir insandı. Tarikat, cemaat vb. dini ekolleri Türkiye’de tanıdıklarını tahmin ediyorum. Ama dini konularda çok hassas olup çoğunlukla dindardırlar. Kadınlar dini yaşama konusunda erkeklerden daha hassastırlar.

Gürcüler hocalarına yani din adamlarına çok bağlılıklarıyla bilinir. Hocalarında bir kusur görmek istemezler. Hatta bir hoca sigara içiyorsa onu köyde durdurmazlar. Ekincik köyünde bu kural hala geçerlidir. Genelde hocalarının Gürcü olmasını isterler.

Yeri gelmişken burada bir anıyı anlatmak isterim. Türk hoca, bir Gürcü köyüne imam olarak tayin olmuş. Hoca çok alim, fazıl değerli takva sahibi birisiymiş. Bir gün namaz çıkışı bir Türk, Gürcüye; ne kadar değerli, iyi bir hocanız var, hiçbir kusuru yok demiş; Bizim Gürcü evet çok iyi, hiçbir kusur yok, bir de Gürcü olsa tamam demiş.

Gürcüler Müderrislere ve Mollalara hep saygı göstermişlerdir. Bugün bile eski müderrislerin ismini ansanız hepsi saygıyla onlardan bahsederler. Günümüzde de din adamlarına saygıları devam etmektedir. Dindar olmayan veya dine değerlere sıcak bakmayan bir Gürcü bile köyüne geldiğinde köydeki hocaya (özellikle yaşlı, gürcü ve köyün önde gelen bir kişisiyse) saygı gösterir. 

Giysi olarak kadınlar libada (yelek) ve zelze (bel) kuşağı takarlarmış. Atkı, ve peştamal günlük yaşamda devamlı kullanılmaktaymış. Erkekler ise  fes, piraşavani kaba (yanları işlemeli pantolon) ve aciska yani çizme giyerlermiş. Köy işleriyle meşgul olanlar ise yünden yapılan pantolon ve ceket giyerlermiş. Koyun yününden yapılan bu ceket ve pantolonlar yağmur geçirmezmiş.Yünden yapılan bu pantolon ve ceketlerin nasıl yapıldığını Ahmet ve İhsan ŞAHİN çiftinden öğreniyoruz ;

მატყლ საჩეჩელზე დაღინკევდენ, გაჩეჩევდენ იმიდანას ფთლას გახთიდენ. ხერტალზე დართევდენ, იმა მურგ გაკეთევდენ. ჩახრაკზე დაძახევდენ. საფექროზე მოქსევდენ. მემრე სათელავში გარუნიებდენ (მოტოლევდენ). იმიდანას ჩოხაშალ (შალჩოხას) შეიკერევდენ.

Matkl saçeçelze dağinkevden, gaçeçevden, imidanas ptlas gahtiden. Memre im ptlayeb hertalze dartevden. İma murg gaketevden. Çahrakze dadzahevden. Sapekroze moksevden. Memre Satelavşi garunyebden (motolevden). İmidanas şal gaketebden, çohaşal (şalçohas)  şeykerevden.

 Gürcülerde erkek çocuğunun ayrı bir değeri vardır.  Erkek çocuğu doğduğunda, çocuğun doğumu silahlarla kutlanır ve pilav yapılır. Kız çocuğu doğarsa evde lapa (papa – ფაფა) yapılır. Bu gelenek hala devam etmektedir. Erkek doğuran kadın çok değerlidir. Eğer kadın doğum yapmıyorsa (kısırsa) erkekler genelde ikinci kez evlenirler. Bayramlarda köy meydanında çeşitli oyunlar oynanır ve güreş yapılırmış. Aşağıda da Gürcülerdeki bazı gelenek ve göreneklerden bahsettik. Fakat aşağıda okuyacağınız anane ve geleneklerinde bir çoğu şuan uygulanmamaktadır. Uygulananlarda yakın bir zamanda sanırım tarihe karışacaktır. En azından kitaplarda olsun bu adetleri yaşatalım diye bazılarını yazmayı uygun gördüm. 

 Önceleri gürcülerde kız çocukları sadece Gürcü aileler arasında birbirlerine verilirdi. Gürcü toplumunun dışına kız verilmesi çok nadirattandı. Bunu Gürcü toplumunda söylenen şu sözden anlayabiliriz. Emine LOKMACI[2] teyzemizin ifadesiyle “Gürcülerden kız almak, cennetten gül kopartmak  (gül almak) gibidir”. Modern hayatın köylere girmesiyle bu anlayış değişmiştir. Ama eskisi kadar yaygın olmasa da kızlar genelde yine Gürcü ailelere verilmeye çalışılır. (Kafkasya’daki Gürcüler de sülale içi evlilik yapılmaz. Ama Türkiye deki Gürcülerde bu vardır. Bunun sosyolojik tahlili ayrı bir inceleme konusudur.)  Ünlü Osmanlı şairi Nabi’nin şu beytini de okursak Gürcü kızlarının neden kıymetli olduğunu daha iyi anlarız:

 Olmak istersen eğer kim rahat

Gürcü’den gayrıya etme rağbet

                                                           Nabi (ö. 1712)

Nabi bu beyitten önceki beyitlerde diğer ulusların kızlarıyla evlenenlerin başlarına geleceklerden bahseder. En sonunda da yukarıdaki beyti yazar. Nabi’nin Urfa’lı olduğunu ayrıca hatırlatırız. (Nabi bu gazelini oğluna evlilik öncesi tavsiyeler olarak yazmıştır.)

 Gürcü kızları genellikle yeşil gözlü, beyaz tenli olmaları ile güzeldirler. Ayrıca çalışkan, yumuşak huylu olmaları ve Gürcü sofrasının zenginlikleri gibi faktörler Gürcü kızlarıyla evlenmek için belli başlı sebeplerdir. Ayrıca Türk’ler için Gürcülerden gelin almak bir ayrıcalıktır. Gürcülerden kız almak Ünye’de hala geçerliliğini koruyan bir gelenektir. Türk’ler için Gürcü bir geline sahip olmak her zaman bir ayrıcalıktır.

 Biz gelelim şimdi Gürcülerde kız isteme geleneğine. Genelde gençlerin evlenmesi için büyüklerin beğendiği bir kızda karar kılınır. Eğer genç bir kız beğenmişse bunu aile büyüklerinin kabul etmeleri gerekir. Eğer gencin ailesi o kızı kabul etmiyorsa gencin elinde tek seçenek vardır kızı kaçırmak. Kız çocuklarında ise durum daha farklıdır. Eğer aile kız çocuğunun istediği kişiye vermek istemiyorsa kızın tek şansı sevdiğine kaçmaktır. Bunu göze alan gencin istemediği sonuçlara da katlanması gerekir.

Kız konusunda karar verildikten sonra ailenin erkekleri kızı istemeye giderler. Giderken bazı hediyeler götürülür.  Kadınlar istemeye gitmezler. Genelde köyün önde gelen sevilir kişileri bu iş için görevlendirilirler. Damat isteme anında orada olmaz. Eğer kız tarafı tamam derse bir sonraki aşamalara geçilir. (Oğlan ile kız birbirini eğer aynı köyün çocukları değillerse düğün gününe kadar göremezlermiş.)

İsteyen aileler nişan yapabilirler. Nişanlarda kız tarafında yemek verilir. Eğer aile isterse oyunlu ve eğlenceli bir nişan yapılır. Tatlı vermek her nişan ve düğün için geçerliliğini koruyan bir adettir. Köy kadınları düğün evinde tatlı açmak için yardıma gelirler. Eskiden düğünlerde “Gürcü Horonu” oynanırmış. Horon oynanırken “şuhti bico  sakverdi mogihteba” (Zıpla oğlan sevgili sana yakışır – შუხთი ბიჭო საყვერდი მოგიხთება), şuhti patsiyav (zıpla kız), uhti patsiyav diye tempo tutulurmuş.

Kına gecesinde, kız tarafı damada damatlık elbise götürür. O gecede erkek tarafında çok çeşitli şaka oyunları oynanır. Yaşanmış bir kına gecesinden bir anıyı burada anlatalım ;

Kına gecesi damadın elbiselerini getiren kız tarafından gelen heyet kış olması hasebiyle yatarlar. Saat 10 civarı onların yattıkları eve ileri gelen yaşlılar ellerinde sopalarla girerler ve siz buraya yatmaya mı geldiniz oynamaya mı diyerek odadaki herkesi dayak atarak dışarı çıkarırlar ve bu arada dayaktan kaçabilen kurtulmuştur. Daha sonra uygun bir ortamda mahkeme kurulur ve heyet yatanları tek tek yargılar. Ve idam verilenler bir iple ayaklarından tavana asılır ve yere bırakılır.

 Bir süre sonra bir ihtiyar gelir ve öküzüm kayboldu bulamıyorum der. Birisi bir adam getirir ve senin öküzü kesmişler der. Adam ortaya yatırılır.  İhtiyar ne yapalım o zaman der ve et satışı başlar. Satış için biri geçer ve oradakilere sorar sen kaç kilo et istiyorsun. O adam cevap vereceği sırada dudakları tutulur ve konuşması anlamsız sesler olur. Bunun ne dediği anlaşılmıyor derler ve basın buna sopayı…

 Yine bu düğünlerden birinde yaşanan tatlı bir iki hatırayıda buraya almak istedim;

 İnkur Beldesi Armutluh Mahallesinde (Yeni kent) Selahattin dayı Kabakulak (Esentepe) köyüne akşam üstü düğüne gider. Evde oturan Selahattin dayının kulağına dışarıdan şu konuşma sesleri gelir.

 Adam: Co…gar gamoy erti putzay bilay videlot…

Selahattin dayı co eseni deldebyan vo tkva megrem… (Selahattin dayı Acareli bir Gürcü olduğu için videlot kelimesini delirmek olarak anlıyor, kalabalık ve sesten tam olarak algılayamıyor bazı kelimeleri)

Adam: Erti pasali dase…

Vayme co, eseni kats danas asoben vo..

Adam: hayde gamvagde vo …

Selahattin dayi, vayme kats puşi gamvagdebyes gar diyerek düğün evinden gizlice uzaklaşmış ve mahallesinde bunu anlatmış…

Türk’ün birisi Gürcüler’in düğününe gelmiş. Köyüne döndüğünde Gürcüler nasıl, ne yapıorlar düğünde diye sormuşlar. Adam: “Valla toplaniler ortiye, düddülü fasi, düddülü fasi diye döniler, başka bi şey bilmiler” demiş.

Bunlar gibi çeşitli şakaya dayalı oyunlar oynanır. Ertesi güne yani düğün gününe insanlar büyük bir enerjiyle başlarlar.

 Erkek tarafı kızı almaya bir alayla gelir. Kızın yakın bir akrabası kapının önünde durur ve bir hediye ister. Hediye alındıktan sonra içeri erkek tarafının girmesine izin verilir. Kız ve oğlan tarafından “dade” (დადე) denilen  gelin ve damadın yakınlarından hanımlar gelinin odasına girerler. Gelinin duvağını (peçe) açmak için gelinin abisi veya yakın akrabalarından bir erkek (bekar olan tercih edilir) gelir. Onun eline bir kama verilerek ortaya da bir boş kazan konulur. Peçeyi açacak olan kişi neyiniz varsa getirin der. Oğlan tarafı hazırladığı tepsiyi gönderir. Gönderilen şeyler beğenilmezse yenisi istenir. Eğer peçeyi açacak olan getirilen şeyleri beğenmezse bıçağı kazanın ortasına saplar ve odadan çıkar. Bu sefer durumu yatıştırmak dadelere düşer. Dadeler ufak bir pazarlıktan sonra peçeyi açarlar. Daha sonra damat kızı alır ve kız evinden ayrılırlar. Kızın abisi gelin evden çıkarken evin kapısına iki ucu birbirine gelecek şekilde bıçak saplar. Bu kız çıktığı eve bir daha dönmesin diyedir. Erkek tarafında gelinin peçesini damat açar ve o çevrede bulanan bir bekar kızın üzerine atar. Gelin erkek evine geldiğinde gelinin kucağına bir erkek çocuğu oturtulur, çocuğu erkek olsun diye.

Yine oğlan tarafına gelindiğinde Gürcü horonu oynanır. Silah atmak zaten hiç eksik olmayan bir adettir. Gelin tarafından gelen  misafirlere yemek verilir. Sıra pilavı yemeye gelince herkes kaşığın bırakır ve “sofra tutmak” denilen adet uygulanır. Kız tarafı erkek tarafının önde gelen kişisinden tavuk, meyve vb. şeyler ister. Bu istekte yerine gelince herkes silah atar evin tavanı delik deşik edilir. Yine çeşitli şaka oyunları oynanır. (Buraya kadar anlatılanlar 30 yıl ve öncesine ait adetlerdir. Artık bu adetler hemen hemen hiç uygulanmamaktadır)

40 yıl önce kız tarafından 50-80 kişilik bir grup damat tarafına gelirdi. O gece damat tarafında çeşitli şaka oyunlarıyla sabahlarlardı. Sabahleyin damat dadenin atını yedi adım evden uzaklaştırır ve eve kaçardı. Bu artık gidin anlamına gelmektedir. Bunun üzerine kız tarafı evine döner.

Günümüzde ise  gelin, damat evine geldi mi eline ekmek ve Kur’an verilir. Gelin bu ikisiyle damat evine girer.  Yine daha eski düğünlerde kızın eline bir tas su verilir suyu döke döke gider. Su gibi işleri ileri aksın diye. Attan inerken ayağı koyun postuna bastırılır, koyun gibi yumuşak huylu olsun diye.  Artık düğünler günümüz klasik düğünleri gibi yapılmaktadır.

 Eski düğünlerde mutlaka bir çorba bulunur. Yine gürcü kavurması, pilav, ayran, gürcüce (cevizli tavuk), komposto bulunur. Tatlı ayrı bir çeşit olarak verilir.  Eski düğünlerde tatlı olarak mutlaka “hasuta” denilen muhallebi yapılırmış.  Kesmaçorba (kesmapiya-ქესმაფია) (Süt ve kesilmiş  makarnadan yapılır) mutlaka yapılırmış.

 Düğün bittikten bir hafta sonra erkek tarafı gelinin annesini davet eder. Bu davete “anakavmu” (ანაყავმუ)denir. Kızın annesi,  kızına çeşitli hediyeler götürür.

1 hafta sonrada (yani düğünden 15 gün sonra) damat kız tarafına davet edilir. Bu davete “nepes dapadicva” (nepes dapaycva-ნეფეს დაპაიჭვა) denir. Bu davette damat yumurta yemeye davet edilir. Bu davette de kız tarafı damada çeşitli şakalar yapar.  

 40 yıl önce ise şu adette uygulanmaktaydı. Düğünden 40 gün sonra kız tarafından erkeklerden oluşan bir heyet oğlan tarafına gelir. Gelirken damada “dzilğvidzili” (ძილღვიძილი), haşlanmış tavuk getirirler. Bu hediyelere “sasadilo” (სასადილო) denirdi. O gece orada kalan heyet kızı (gelini) iki haftalığına annesinin evine götürür. 15 gün sonrada damat, kız evine davet edilir. Damat kızı alır ve evine getirir. 

 Ekincik köyünde askere göndermeler hala eğlenceli yapılmaktadır. Bu eğlencelerde çeşitli oyunlar oynanır. Bunlarda birini buraya alırsak oyunun adı Gatzetzka (გაწეწკა) veya yeni gençlerin ifadesiyle pisi pisi.

Oyunu oynayanlar yuvarlak oluşturacak şekilde (bacak ve ayakların konumu ters v şeklinde) oturur ve sıkıca kenetlenirler. Ortaya bir ebe geçer. Eller bacakların altında olur ve bir havlu (ucu bağlanarak topuz haline getirilmiş) elden ele bacakların altında gezdirilir. Ebe olan bacakların arasından o havluyu almaya (bulmaya) çalışır. Tabi bu arada herkes sallanmakta ve pisi pisi demekte ve çeşitli şekillerde bağırmaktadırlar. Havluyu, uygun konumu bulan, ebenin sırtına hızlıca vurur ve tekrar alta verir ve havlu gezdirilir. Havluyu ebe kimin altında yakalarsa o kişi ebe olur ve ortaya geçer.  Bunun gibi çeşitli oyunlar vardır. Bunları ayrı bir başlık altında yazacağız.

 Gürcülerde bir aileden ölü çıktı mı o evde üç gün yas tutulur. Cenaze evine komşular üç gün boyunca yemek getirirler. Cenazeye gelenleri köylüler evlerinde ağırlarlar. Cenazelerde kadınlar genelde ağıt yakarlar. Yaşlılar Gürcüce ağıt yakarak ağlarlar. Hala cenazeler de Gürcüce ağıt yakılmaktadır. Cenaze evden çıktıktan ve defin işlemi bittikten sonra ölünün eşyaları dağıtılır. Yakın çevresine isterlerse hatıra olarak bazı eşyaları verilir. Cenaze evi, ölünün 7. 52. günlerinde mevlid okutur. Bu mevlidlerde de gelen misafirlerle yemek ve tatlı ikram edilir. Ölünün öldüğü odaya 1 bardak su konulur. Bu su (şerbeti) 40 gün boyunca odadan alınmaz.

Eve bir kelebek girerse veya üzerinize bir kelebek konsa o evden çıkan ölünün sizden fatiha istediği ve ruhunun eve geldiğine inanılır. Eve kelebeğin gelmesi eve melek geldiğinin işareti olarak da algılanır. Sabah namazından sonra evin kapısı açılır eve melek girsin diye. Yaşı gelen çocuk yürüyemiyorsa çocuğun iki ayağı iple birbirine bağlanır.

 Cuma günü camiden ilk çıkana kestirilir. Yeni doğan çocuğun göbek bağı cami tarafın atılır ki çocuk alim olsun diye. Yine ileriki sayfalarda göreceğiniz Gürcüce dualar bazı hastalıklar için okunur. Cuma günü lahana dikilirse acı olacağına inanılır.

Gelincik (Tamardodopalay) denilen sevimli hayvana Gürcüler tavuklarını boğmasın diye çeşitli şeyler adarlar.  Kraliçe Tamara gibi güzel olduğunu, Kraliçeyi ona vereceklerini, tavuklarına dokunmamalarını isterler. Eğer gelincik kümese dadandıysa sabah erkenden kümese gelir ve Tamardodapalaya (Gelinciğe) köylülerin ifadesiyle söylersek “şuperyona” yani ona güzel şeyler vaad ederler. Kraliçe Tamara zamanında da Kraliçeyi adamışlar ve gelincik güzel ve sevimli olduğu için ondan sonra gelinciğin adı Tamardodopalay olarak kalmış. (Osman ILIK  amcanın civcivlerini gelincik boğmuştu ve o zaman yukarıdaki Tamardodopalay ile ilgili şeyleri Adem KABARAK ile bana anlattılar. Haziran 2004)

Yeni yıl (ahali tzelitzadi-ახალი წელიწადი) Zemherinin 13. günü başlar. Yeni yıla girildiğinde şafak sökmeden bazı gençler kapı kapı gezer fındık, ceviz ve bazı hediyeler alırlar. Ay tutulması olduğunda Müslüman ülkelerin, güneş tutulması olduğunda Müslüman olmayan ülkelerin başlarına felaketler geleceğine inanırlar. Yine ay tutulduğunda silah atılır.  Yeni ay durduğunda turşu konulmaz. 9 ncu ayın 9 unda turşu konulursa turşunun eridiğine inanılır. Eylül’ün 9 unda turşu konulmaz.  Domuzların çoğalması o bölgede savaşın başlayacağının alameti olarak algılanır. 

Nisanın (Aprili-აპრილი) ilk Pazartesi günü (Orşapati-ორღაფათი) Gargnobay (გარგნობაი) başlar. 1 nci,  2 nci ve 3 ncü gün eve hiçbir şey getirilmez. Bu güne Acareli Gürcüler Bettami (ბეტტამი) adını verir. Eve 1 nci gün odun vb bir şey getirilirse o yıl eve yılan gelirmiş. 2 nci gün yeşillik getirilirse eve sülük vb canlılar gelirmiş. 3 ncü gün un elenirse o yıl çok sinek olurmuş. (Rumi takvime göre bu günler sayılır.


[1] Ekincik köyüne fındık bitkisini ilk getiren Lazalyalar’dan Ali Lütfi TOBAY’dır.

 [2] Emine LOKMACI: Tekkiraz Beldesi Kıran Köyü Hasanoğulları (Katamadze) sülalesinden Hasan TANER’in (Katamadze) kızıdır. Sivas’da Sivas’lı bir aileye gelin olmuştur. Sivas’da yaşamaktadır.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Macahel'de kış
Macahel'de kış
Uydudan yayın yapan Tv52 yerel televizyonunun binası mühürlendi
Uydudan yayın yapan Tv52 yerel televizyonunun binası mühürlendi